Anime, manga, müzik, yemek tarifleri, oyunlar, sosyal yaşam... Ve daha bir sürü eğlenceli şey! Belirli bir konu üzerine açılmış bir blog değildir, tamamen kişiseldir. Saçmalıklarımı ve sızlanmalarımı okumak istiyorsanız şimdiden hoşgeldiniz!! \^o^/
15 Mart 2014 Cumartesi
Edebiyata Geri Dönüşüm *(^-^)*
Uzun zamandır (yaklaşık 2 yıldır) adam gibi bir şeyler yazamıyordum ama içimdeki Edebi yanımın "yeter artık" demesiyle bir şeyler yazmaya başladım. Umarım beğenirsiniz ve umarım körelmemiştir üslubum :))
Islak Güneş
Minik alev topları gibi çarpan yağmur damlalarına bırakmıştı kendini. Göz yaşları yağmur suyu ile usulca süzülüyordu yanaklarından. "Yine buradayım" diye düşündü "Yine yapayalnızım. Önemsiz, değersiz, anlamsız..." 'Belki'lerin ne kadar acıttığını anlamıştı yeniden. Kalbini ellerinde tutar gibi elleri dizlerinin üzerinde, başı eğik bir kayalıkta oturuyordu.
İnanç bu hayattaki en kuvvetli şeydi onun için. "Neye inanırsam o olur. Böylece, belki bazı şeyleri bir daha yaşamam ve mutlu olabilirim" diye düşünmüştü fakat şimdi aslında bunun bile gerçek olmadığını anlamıştı. Bir şey hissedemiyordu acı ve hayal kırıklığından başka. "Kendi başıma ağlıyorum yine. Ne benim hep yanımda olan ailem farkında bir şeylerin ne dostlarım... Eğer yalnız değilsek neden görmüyor kimse aslında nasıl olduğumuzu? Her zaman yanımızda olan insanlar nasıl anlamıyor bizi? Ne ironi ama."
Kendi kendine güldü ağlayarak. Hepimiz yalnızdık bu dünyada aslında. Ne çok zengin bir aktörün yanındaki insanlar kalıcıydı ne de sokaklarda su satan birinin. Hepimiz topraktan kendi başımız gelmiştik ve oraya gidecektik. Yapayalnız...
"Yalnız olmalıyım" demişti kendine hep "Yalnızlıkla güçlenmeliyim." Ama buna sadece kendini inandırmaya çalışıyordum. Yalnızlık artık canını yakmaya ve onu harap etmeye başlamıştı çünkü. İstediği şey Güneş kadar sıcak olan sevgiydi. Yanına yaklaşırsa yalnız yanacağı için korktuğu sevgi... Biraz daha ileri giderse karşısına çıkacak aşktan korkmuştu hep.
İhtiyacı olan sadece biriydi. Hep yanında olacak biri. İyiyim dese bile bir sıkıntısının olduğunu gözlerinden bile değil, sözlerinden anlayacak birine ihtiyacı vardı. Koca koca buketlerdeki pahalı çiçeklerden ziyade yol kenarından koparılmış ama tatlı ve çekingen bir gülümseme ile verilmiş papatyaya ihtiyacı vardı sadece. Dokunmaya kıyamazsınız ya birine, öyle bir şeye ihtiyacı vardı işte. Her gün görmese bile her gün daha derin seveceği birine ihtiyacı vardı. Üzgünken bir şey demeden onu kendine çekip sıkıca sarılarak bir şey demeden onu rahatlatacak birine ihtiyacı vardı sadece. Onu minik bir bebekmiş gibi düşünüp, koruyacak, sevgi, aşk, saf sevgi ve masumiyet dolu biri.
Bu kez bir kahkaha atarak kalktı oturduğu kayanın üzerinden ve kendi etrafında dönüp kendini kumların üzerine bıraktı. "Gökyüzü" dedi sesli bir şekilde "Sende mi benim gibi yalnız kaldın? Neden ağlıyorsun bu kadar hiddetli? Yorulmadın mı artık?" İnanmıyordu artık, inanamıyordu. "Öyle biri yok; olmayacak da." diye düşündü. Umut en çok karanlıkta ortaya çıkardı. Ve onu yiyen şey aslında umuduydu. Elinde olmadan hep içinde sakladığı umuduna direndiği için böyleydi belki de.
"Güneş mi kurtaracak seni gökyüzü? Tüm umudun o mu?" dedi soğuktan etkilenen ve minik bedeninde dolaşan soğuk taneciklerin verdiği titreme ile. Ve kapanan gözlerinden aktı gözyaşları. Belirsiz bir uçuruma doğru çekilen bedenini sessizlik sarmaladığı anda gökyüzüne ulaşmıştı sözleri. Güneş kurutmuştu gözyaşlarını ve sarmıştı.
Aklında tek bir soru ile kapanmıştı yavaşça bilinci. "Güneş mi bu? Yoksa Güneş kadar sıcak olan aşk mı?"
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder